Öne çıkarılan yazı

TRAVESTi NEDiR?

travesti travestilik nedir?

travesti

Türkiye de travesti operasyon geçirmemiş ve kadın ruhu taşıyıp gürüntüsünü tamamen kadın yapmış erkeğe yada erkek ruhu taşıyıp görüntüsünüde tamamen erkek yapmış kadına denir.

travestinin anlamları kişiye bölgeye hatta kıtalara görede değişebilir , örneğin wikipedia da ki travestilik tanımında Travestilik ya da travestizm, genellikle cinsel haz almak amacıyla, karşı cinsin kıyafetlerini giymek diye açıklansa da bana göre öyle değildir.

ama yinede http://tr.wikipedia.org/wiki/Travestilik linkinden wikipediadan okuyabilirsiniz.

Öne çıkarılan yazı

travestiden hayata dairin devamı

Bu yazının en baş kısmını travesti sitesi olan diğer siteden okuyabilirsiniz okumak için travesti kelimesine tıklayınız

Burası neresi biliyormusun dedi ve benim artık uykum falan kalmamıştı birden irkildim ve neresi? dedim. Burası benim daha önce Avşar isminde bir travestiyi vurduğum yer dedi ben birden acaip bir şekilde korktum ve sanki elim ayağım boşalır gibi oldu ama kendi kendime lütfen ayakta kalmalısın, dirayetli ol diye telkinde bulunmaya başladım. Çok korkmuştum ama yinede kendimi kaybetmemeliydim ve birden rol yapmaya başladım, sanki adamın söylediği bir şakaymış ve ben hiç korkmamışım gibi yaparak adama;

Neyse artık buraya kadar gelmişiz ve sen de çok tatlı birisin artık seninle olmalıyım diyerek adamla ilgili olduğumu göstermek için ona tatlı sözler sarf etmeye başladım ve adam neyse burayıda boşver ben asıl sana tarlalarımı göstereyim diyerek arabayı dağa doğru sürmeye başladı. Dağın etrafı yoldu ve etrafından dönerek çıkıyorduk , çıkarkende yan taraf uçurumdu ve birden direksiyona asılıp uçuruma doru arabayı sürmek geçiyordu aklımdan ki, adam birder anlamış gibi arabayı durdurdu ve bana senin gibi travestileri çok gördüm isimin travesti iclal mi dedi, evet dedim şimdi arabadan in ve arkaya geç dedi şaşırmıştım ve indim araka tarafa geçtim ve adam sürmeye başladı arabanın arka tarafında bir torba dolusu şişe bira vardı normalde alkol kullanmıyordum fakat o an hem elimde bir şişe olsun diye hemde cesaret almak için bir bira içiebilirmiyim dedim., adamın sanki işine gelmişçesine tabi dedi ve dağın zirvesine kadar çıktık. En sonunda adam bana döndü ve burası neresi biliyormusun? burası benim işte, bu gördüğün tüm tarlalar benim dedi ve ben şimfdi inip küçük su dökeceğim, arabanın bağacı silah dolu pompalı bile var arabanın da anahtarı üstünde cesaretin varsa iner alırsın silahları diyerek 100 metre geriye giderek çişini yaptı bu esnada dahada korkmuştum.

Arabanın anahtarı üstünde arabayı alıp kaçsam diye düşünüyorum ama elim, ayağım, sinrlerim boşalmış gibi birden hareket ettiremezsem ve gelip bana yetişirse diye sanki korkudan kilitlenmişcesine donmuştum. Kendimce sen nasıl travesti sin diye düşünürken adam geldi.

Ne oldu tırstınmı diyerek yanıma bindi ve bana çalış dedi ben de adamın isteklerini tek tek yerine getirmeye başladım. Adamın gözü o an saatime ve boynumdaki altın zincire takıldı, bunlar ne güzelmiş böyle dedi.

O an gözlerim ışıldadı sanki, aklıma birşeyler geldi ve aşkım benim sen çok tatlı bir insansın onlar bayan işi ben senden çok hoşlandım devamlı benim olursan sana onların daha iyisini alırım ve seninle dost hayatı bile yaşarım kazandığımı sana veririm gibi şeyler söylemeye başlayınca adam; gerçekten mi? tatlımıyım gibi zaaflarını belli etmeye başladı. devamı travesti kelimesine tıkla.

Öne çıkarılan yazı

Travesti mix Net Hakkında

Travestimix.net sitesi aslında bir travesti model aarkadaş bulma sitesidir ve aynı zaman da Dünyadan haber, magazin sitesidir bu sitede trv modellere ulaşmak için  yukarda şehirlere göre arama yapabilirsiniz. Sitemizde model olabilmek için gerçek travesti olmanız gerekir eğer CD veya erkek veya bayan iseniz giriş yaptıktan sonra üye kayıttan üyelik yaparak sitede gezinebilirsiniz.

Sitemiz ciddi travesti model sitesi olup,  içeride kötü içerikli yayın yapmak kötü söz ve davranışta bulunmak kesinlikle yasaktır. Tespit edildiğinde üyelikler iptal edilir. Normal üyelikler kısıtlı olup telefon yayınlanmamakta olup sadece anlık mesajlaşma ve göz kırpma şeklinde arkadaşlıklara açıktır

Travesti Nedir? Doğuştan kadın ruhu taşıyan ve görüntüsünü tamamen değiştirip hormon dengelerini tamamlayıp görüntüsünü tamamen bayan yönünde değiştiren veya bayan olup tamaen erkek görüntüsüne girmiş fakat operasyon geçirmemiş kadına veya erkeğe travesti denir.  Operasyon geçirip cinsel organını da değiştiren kişiye işe transeksüel kısaca trans denir trans ingilizcede geçiş anlamına gelmekte olup seksüel geçişi belirtmektedir. travestiler genetik olarak gerçekten o vasıfları taşıyan kişlerdir, hastalık değildir. bazı psikologlar hasta ruh olarak görseler ve tedavi edilebilir bir durum deselerde bu tamamen travesti ailelerinden rant elde etmek için uydurulmuş bir hikayedir. Asla bir pisikiyatrist bir travestiyi değiştiremez, ancak zanman içerisin de kişi kendini milyonda bir de olsa değişime ikna edebilir kişinin kendisi ile alakalıdır tamaen kendi elindedir. Bu durum ise kişinin kendini tavuk sanması ile eşdeğerdir yani kişi kendisini baskı ile zorla erkek yapsa bile asıl hasta ruh olan bu durumdur.

 

Kapı arkasındaki yaşlılık

İnsanoğlu beli bükülüp, elden ayaktan düşmeden varamaz bazen gerçeklere, gençlik su misali akıp gitmiştir ve kapı arkasında duran yaşlılık sarmıştır bedeni.

Her zaman çocuk kalmak mümkün olmadığına göre, elbette hepimiz yaşayacağız bu durumu ama önemli olan pişmanlıklarla dolu olmayan bir yaşlılıktır.

Küçükken oynadığımız oyunları, Mahallede cirit attığımız arkadaşlarımı, yaptığımız zararsız hileleri, peşinde koşturduğumuz patlak topları, renklerine göre ayırdığımız kimseye vermeye kıyamadığımız bilyelerimizi, Amerikan filmlerinde gördüğümüz westernlere özenerek ağaçtan yonttuğumuz tahta parçaları, bir de kışın marangoz amcanın kapısında bizi yalvartan kar kızaklarımız hepsinin belleğimde güzel bir yeri olmasına rağmen, bıkmışlık çökmüşse üstüme hatayı çocukluğumda aramanın anlamı yok belki de şimdi ne oldu da böyle kapandım içime, üzerime sıcak su kazanları dökülmüşcesine büzüldüm köşeme, yaş kemale erdi galiba hayli yaş aldık.

Beni böyle kara kara düşündüren saçımdaki aklar, belimdeki kambur, elimdeki baston, kulaklarımda varla yok arası bir tını ve yorgun yılların hesabını sormak için üstüme gelen hatıralar.

İnsan ömrü film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmeye başlıyor. Hatalarımız ya da doğrularımız kimseye meydan bırakmadan son kararı bizim yerimize veriyor.

Aynı mahalleden komşumuz sarı Levent ağabeyin, yaşadığı aile trajedisi, babasından yediği mahallenin meydanındaki dayak bugün gibi geldi gözümün önüne, aslında kimseye zararı da dokunmamıştı. Fakat tutturmuştu ben sünnet olmam diye, dökülen diller, eve gelen hediyeler fikri sabit komşu oğlunu ikna etmeye yetmemişti.Sonra bir çığlık koptu mahallede sarı Levent bağırıyordu avazı çıktığı kadar mahallenin ortasında “Baba anne ben erkek olmak istemiyorum, gelsin sünnetçi kökünden kessin, bu işe yaramaz fazlalığımı hem sen kurtul hem ben” bütün mahalle sanki hortlak görmüş gibi bakakaldı elinde sıkıca tuttuğu organa ve ben gözlerimi dikmiş, sonra annemin beni çağıran sesiyle kendime geldim.

O gün anlam veremediğim bu bağırış, çağırışa şimdilerde cevap bulmam hiç de zor olmadı. Sarı Levent’in evden ayrıldığı,izine bir daha rastlanmadığı söylenmişti ama ben görmüştüm onu İstanbul’un arka sokaklarında uzattığı sarı saçlarını savurarak geziyordu Levent ağabey, yediği meydan dayağının acısı çoktan geçmişti belli ki, yüzünde alaycı tavır meydan okuyordu tüm dünyaya yanına iliştim beni hemen tanıdı, Bak dedi “kökünden kestirdim artık, erkek oolamadım belki ama mis gibi kadın oldum, üstelik bu civarların en güzel kadınıyım” sarı Levent kırıta kırıta yürürken, kendime bir soru daha sordum. İstediğin hayatı yaşayamadıktan sonra saçlarına ak düşmüş ne yazar.

Hiç söylemediğim her zaman içimde yaşadığım gerçeği haykırmak istedim ben de, beni de al sarı ben de seninle gezeyim. Al beni baştan yarat istersen ben sadece travesti olurum. Yok ben o kadar cesur değildim, söylemedim şimdi şu son günlerimde bir pişmanlık duygusu sarıyor ya içimi işte hep bu gençlik yıllarında yapamadığım, avaz avaz bağıramadığım gerçeklerden, sırf toplum baskısı yüzünden kendimden bile sakladığım gerçekler şimdi bir kor gibi yakıyor yüreğimi, toprağa karışacak olan bedenime bile hesap veremiyorum.

 

Churyumov Gerasmenko kısaca 67P

Dünya aya, biz yaya sözünü yıllardır söyler dururuz fakat bunu değiştirmek için hiç çaba sarf etmeyiz. Avrupalı uzaya gönderdiği modülü bir kuyruklu yıldızın üstüne indirdi ve bu kuyruklu yıldızdan örnekler almaya başladı. NASA’nın da buna benzer çalışmaları devam ediyor. Müslüman ülkeler dışında kalan tüm insanlık dünyanın sonu gelmeden uzayda evler inşa etmeye, su ve maden çıkarmaya başlayacaklar oysa biz kaderimize razı olup, ölümü bekleyeceğiz. Sizlere Philae’nın hikayesini biraz anlatmak isterim;

Avrupa Uzay Ajansı ESA nın uzaya 10 yıl önce gönderdiği, Philae taşıyıcısı uzay yolcuğunda inişe kadar büyük bir heyecanla takip edildi.   Evrenin sırlarını ortaya çıkartması bakımından önem taşıyan Philae taşıyıcı modül kuyruklu yıldızın yüzeye indiğinde sistem tarafından fotoğraf göndermeye başladı. Gönderilen fotoğrafların yanında kendi adına açılmış olan sosyal paylaşım hesabından da fotoğraf yayınlamakta ve yorum yazmaktadır. Kısa sürede yüz binlere ulaşan takipçisi ile bir anda sosyal paylaşım alanlarının fenomeni olmuştur. Yeni evi olarak adlandırdığı yıldızın 67P Churyumov Gerasmenko daki ilk resimlerini Twitter hesabından yayınlamıştır.10 yıl süren uzay macerasının ardından kuyruklu yıldıza başarılı bir iniş yapan Philae, güneş panellerinin güneşten enerji alamaması sonucu uyku moduna geçti.

Uyku modu öncesinde kuyruklu yıldızın yüzeyinde kazı yaptığı ve birçok bulguyu elde ettiği fakat bu bilgileri Dünyaya göndermeden uyku konumuna geçtiği için yüzde yüz başarının gerçekleşmediği açıklanmıştır. Fakat Philae kuyruklu yıldız görüntüleri göndermesi sonrasında ve kısa sürede bilgi göndermesi bakımından kendisinden beklenilen performansın üstünde bir başarı göstermiştir. Bu başarı bile insanlık açısından büyük bir adımdır.

Kuyruklu yıldızları yeryüzünden seyredip onlar hakkında romantik kitaplar yazan bir nesil olarak bir gün merakımıza yenilip uzaya çıkarmıyız bilmiyorum ama bunun için can atan gençlerimiz olduğunu biliyorum. Avrupalının uzay konusunda atağa geçmesi, uzayda su ve maden araması neden biz de  olmuyor  sorusuna kendi gözlemlerimle cevap ararken şu sonuçlara ulaştım; Çünkü bizler hala kendi iç çatışmalarımızdan kurtulamadık, eksik din bilgimizle tartıştığımız konular yüzünden birbirimizi öldürmeye devam ediyoruz, en önemlisi de insan olmak en büyük nimetken biz insanları cinsiyet ayrımına tabi tutarak değerlendirmeye , kadın, erkek arasında ayrım yapmaya trans bireyleri toplumdan dışlamaya onlara yakışıksız isimler takarak, travesti diyerek aşağılamaya kısacası kendi kendimizle uğraşmaya devam ediyoruz.  Unutmayalım Avrupalılar hastalıktan ve pislikten kırılırken ilimde ve bilimde önde giden biz Müslümanlara hayran hayran bakıyorlardı. Sırf bu yüzden Osmanlı Devleti, Asya, Avrupa, Afrika  topraklarında 600 yıl hüküm sürdü. Atalarımıza layık birer insan olmak istiyorsak bilimin önünü açıp, bu yolda ilerlemeliyiz.

 

 

Üçüncü Dünya savaşı Armegeddon

Amerikalı film yapımcıların 1998 yılında ele aldıkları konu dünyalar savaşı ismini verdikleri Armegeddondu. Bir çok ünlü oyuncunun oynadığı filmde dünya üzerinde bir din savaşı patlak veriyor ve kıyamet senaryosu anlatılıyordu. Dünyanın sonu senaryosunu hazırlayan Yahudi inanışlarına göre kıyamete yakın büyük bir dünya savaşı çıkacağı söylenir ve bu savaşa Armegeddon ismi verilir. Eski Ahit’e göre, kıyametten bir süre önce, Mesih’in gelişiyle birlikte Mesih’e tabi olan Yahudiler ve onların düşmanları arasında büyük bir savaş yaşanacaktır. Eski Ahit’te, Yahudilerin büyük kayıplar verecekleri buna rağmen bu savaşı kazanacakları kehaneti yer almaktadır.

Yeryüzünün cennet olması için önce üzerindeki kötü insanlar ortadan kaldırılmalıdır. (Mezmur 37:38) Bu, kötülüğe son verme amacı güden Tanrı’nın Armagedon savaşında yapılacak. Ondan sonra Şeytan 1.000 yıl boyunca hapsedilecek. Bu, kötülerin dünyayı bozmasına izin verilmeyeceği anlamına gelir. Hayatta kalanlar yalnızca Tanrı’nın kavmi olacak.–Vahiy 16:14, 16; 20:1-3.

Tevrat ve İncil metinlerinde yer alan rivayetler doğrultusunda oluşan Avangelist inanç’a göre; Kıyamet yaklaştığında Kudüs yakınlarındaki Magedon denilen yerde, Şeytanın önderliğinde Gog Magog denilen yaratıklar türeyecek, Armageddon savaşlarını yaparak tüm dünyada karışıklık çıkaracaklardır.    Dünya üzerinde sayıları 500 milyonu geçen Evangelist mezhebi üyeleri, ABD’de yıllardır sürdürdükleri iktidar yürüyüşlerinde, özellikle seçimlerden sonra oldukça etkin bir konuma geldi. Bush’un yeniden başkan seçilmesini sağlayan onlar. Kıyametin gerçekleşmesi için çalışıyorlar. Dünyayı yöneten bu insanların liderliğini Bush yapıyor. Evangelistlerin inanışına göre; Hz. İsa yeryüzüne inecek, kendisine inanan geçmişteki insanları dirilterek bin yıl ( Milenyum ) yeryüzünde adalet ve egemenliği sağlayacaktır. Kitab-ı mukaddese göre Armageddon eski düzenin sonu ve yeni düzenin başlangıcını oluşturan bir dönüm noktası olacak, Atanmış Kral (Mesih) Armageddon’dan sonra yeryüzünde 1000 yıl krallık sürecektir. Kitabı Mukaddes’e göre Armageddon’da hayatta kalacak insanlar, Atanmış Kral’ın yönetiminde Yeryüzünü cennete çevirecekler ve eski dünyanın bütün dertlerinden uzak sonsuz bir yaşama kavuşmuş olacaklar. Ortadoğu’yu yangın yerine çeviren, Filistin Devletine bin bir eziyeti reva gören Yahudilerin kendilerine vaat edilmiş kutsal toprakları geri alma çabası bu inanışları yüzündendir. Tanrının yürüdüğü yol anlamına gelen Anadolu Yahudiler için kutsaldır ve bu toprakları ele geçirmek için her şeyi yapacaklardır.  Oysa Anadolu toprakları Türklerin anayurdudur ve bu topraklardan biz Türkleri atmaları sandıkları kadar kolay olmayacaktır.

Hafta sonu tüm Türkiye Filistin’de uygulanan insanlık dramına karşı gösteriler yaptı ve bu olayları kınamakla kalmayıp lanetledi. Kendilerine bir hikaye uyduran ve bu hikaye üzerine islama düşmanlık besleyen Siyonistler karşısında ben ve birkaç travesti arkadaş Taksim’de düzenlenen gösterilere katıldık ve İbrahim Peygambere su taşıyan karınca misali tarafımızı gösterdik. Dünya üzerinde yaşayan hiçbir millete eziyet edilmemesi taraftarı olan birkaç kişi olarak nerede zulüm varsa karşısında olacağız. Dünyada dışlanmayı ve eziyet görmenin ne demek olduğunu sanırım bizim kadar iyi kimse anlayamaz. Dünyanın yaşanılacak bir yer olması dileğimle sağlıcakla kalın.

 

Eşcinseller evlenebilir mi?

Dünyada eşcinsel evliliklerin yapıldığı ülkeler olduğu gibi eşcinsel evlilikleri yasaklayan hatta cezai müeyyide  uygulayan ülkelerde var.

Ülkemizde ilk eşcinsel evlilik,2 Eylül 2014 tarihinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleşti. Bir teknede düğün yapan genç çift haberini sizlerle daha önce paylaşmıştık eşcinsel Ekin Keser ve Emrullah Yavuz boğazda bir teknede Titanic  filmini aratmayan görüntülerle birbirlerine evet demişlerdi. Evliliklerin medyada haber olmasının arkasından ölüm tehditleri alan genç çiftin hayatları zehir oldu.

Ülkemizde yasak olan evlilik sonrası çift bir çok sorun yaşamalarına rağmen mutlu olduklarını dile getirirken, Mısır’da yasak olmasının yanında suç teşkil eden eşcinsel evlilik yüzünden pek çok kişinin başı yargı ile derde girdi. Düğüne katılan 8 kişi hakkında dava açıldı.

Ezher Üniversitesi, eşcinsel evliliğin sadece İslam’da değil, tüm semavi dinlerde ve insan fıtratını dikkate alan ahlaki öğretilerde “sakıncalı” olduğunu vurgulayarak, bu tür evliliklerin “dinden çıkmak” anlamına geldiği yönünde açıklama yapmıştı.

Oysa Avrupa ve Amerika kıtasında eşcinseller cinsel tercihlerini açık açık söylüyorlar, İslam da kimsenin özel hayatına karışmak olmadığı halde kendilerini  İslam uzmanı sanan kişiler tarafından lanetlenen eşcinsellere her türlü kötü muameleyi hak gören bazı insanlar  dinimizin farklı dindeki insanlar tarafından yanlış anlaşılmasına sebep oluyorlar. İslamiyetin hiçbir insanı diğerinden ayırmadığı, kafiri bile lanetlemediği anlayışı onun en yüce din olduğunun bir göstergesidir.

Ortadoğu’da kafa kesen can alan bir örgüt her şeyi İslam adına yaptığını söyleyerek kendilerini halife ilan ediyorlar. Tüm dünyaya yanlış aksedile İslam hoşgörü ve dünya dinin olmasına rağmen, bu tip gruplar yüzünden islamın gerçek öğretisinin insanlar tarafından öğrenilmesi imkansız hale geliyor. Benim dinim bana senin dinin sana anlayışı yerine bizden olmayan ölümü hak eder mantığı tamamen uydurma ve yanlıştır. Bazı insanların doğuştan çift cinsiyetli doğduğu ve bunda kendilerinin hiçbir günahı olmadığı gerçeğini savunan pek çok profesör trans olmanın toplumdan dışlanmaya değil tam tersine toplum tarafından kucaklanmaya ihtiyacı olduğunu söylüyorlar. İnsan nerede doğacağına karar veremediği gibi nasıl doğacağına da karar veremez. Tamamen Tanrı’dan gelen özelliklerimiz yüzünden başkası ilan edilemeyiz.

Herkes için açılım yapan bir ülkede,toplumun kanayan yarası olan eşcinseller için de bir açılım yapmasını destekleyen bazı LGBT  dernekleri her fırsatta kendilerine yapılan hataları anlatmasına rağmen ülkemizde hala barınma ve iş bulmada sorunlar yaşayan travestiler aç kalmamak için kendilerinin bir meta gibi kullanılmasına izin vermek zorunda bırakılıyorlar. Sadece yaşamak ve var olmak için seks işçisi olmaya mahkum olmak hangi dinde vardır?

Toplumda kendilerine bir yer edinmek isteyen herkes gibi yaşamaya hakları olduğunu düşünen eşcinseller de bu toplumun evladı olduğuna göre onları ötekileştirmek yerine anlamaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

 

Eğitimin yaşı yoktur

 Anne karnında başlayan eğitim hayatımız ölünceye kadar olan sürede devam eder.

Yeni bir şeyler öğrenme dürtüsü insanın yaradılışında vardır. Önemli olan öğrenmek değil, doğru bilgileri belleğimize yazmaktır. Günümüz eğitimi insanları kurallı yaşamaya iten bir disiplin zinciridir. Okulda, evde, işyerinde üstüne itaat etmeyi öğreten sistem kişiye neden sorusunu sordurmaktan uzaktır.

Eğitim insanları bilgilendirirken kurallara uymaya da zorunlu hale getiriyor. Eğitim sisteminde yapılan yanlış davranışlar insanları sorgulamaktan uzaklaştırıp, kuralcı, her söyleneni harfiyen yapan kişiler yetişmesine neden oluyor.

Yıllar önce o zamanlar çok popüler bir haftalık dergi olan Nokta İstanbul’da ilginç bir deney yapmıştı. Bir tiyatro sanatçısı olan Ezel Akay eline bir megafon alarak koyu renk elbiseler ve siyah pardesüler giyen ekibiyle birlikte önce güvercinleriyle ünlü Yenicamii’nin arkasındaki parka giderler. Parkta oturan gezen etrafı seyreden bir sürü insan vardı. Akay elindeki megafonla kalabalığa doğru sert bir emir verir: “Herkes ayağa kalksın!” Emri duyan Akay’ı ve ekibini gören istisnasız herkes derhal ayağa kalkar.

Sonra Eminönü İskelesi’ne geçerler. Akay yine sert bir emirle: “Herkes yere çöksün!” diye bağırır. Gemiden inenler bilet kuyruğunda bekleyenler simitçiler işportacılar emri duyan herkes yere çöker.

Sonra Mecidiyeköy’deki stadyumun önüne giderler. Megafondan: “Herkes ellirini kaldırıp duvara yaslansın!” emri duyuldu. Stadyuma girmek için kuyrukta bekleyen futbol seyircileri kokoreççiler bayrakçılar derhal emre uyarlar.

Daha sonra da ekip bir fabrikanın önüne giderler. Mesai saati başlamak üzeredir. Fabrikanın girişine bir masa koyarlar ve masanın üzerinde düzmece bir evrak yerleştirerek işçilere emiri verirler: “Herkes içeriye girerken bu kâğıtlara parmak basacak!” Giren basar giren basar. Kimsenin aklına “siz kimsiniz hemşehrim? Neden bu kâğıtlara parmak basıyoruz?” diye sormak gelmez.

Oysa eğitim bir insanın her yönüyle bilinçlendirilmesi demektir. Yeterli eğitimi almış kişiler dolandırıcıların tuzağına düşmez, yanlış yollara sapmaz ve en önemlisi bilinen gerçeklerden hareket ederek bilinmeyeni ortaya çıkarmaya çalışır.  Tarihte bütün buluşlar doğru bilinen yanlışları çağ dışı bırakmıştır. Örneğin dünyanın düz kabul edildiği yıllarda bir bilim adamı çıkıp, ya değilse diye düşünüp çalışmasaydı dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenemeyecektik.

Doğru bir aile eğitimi alan gençler etraflarında olup bitenleri sorgulayarak gerçeğe ulaşırken, icat çıkartma otur oturduğun yerde, sana mı kaldı tarzında yetişen gençler etliye sütlüye karışmamak adına robotlaşarak doğru bilinen yanlışlarla hayatlarını devam ettirirler.Günümüz toplumlarında herkesin yaptığı doğru, bir kısım insanların yaptığı ise yanlış olarak nitelendirilir. Örneğin toplumda bizimle  birlikte yaşayan trans bireylere toplum olarak tepki gösterirken bunu nedenini bilmeyiz. Sadece genel bir anlayıştan yola çıkarız. Bize travestiliğin, çift cinsiyetliğin yanlış olduğu öğretilmiştir fakat neden insanların bu yolu seçtiği öğretilmemiştir.

Travesti bireyleri toplumda ikinci sınıf vatandaş olarak kabul etmemizin nedenini bilmeden dışlarız, oysa sorgulayan toplumlar, trans bireyler hakkında bilgi sahibi olduklarında bu olayın doğuştan geldiğini, değiştirilemeyeceğini görürler ve onları suçlamaktan vazgeçip durumlarını anlamaya çalışırlar.  Tarih boyunca insanların bir şeyleri düzeltme çabası olmasaydı bilim dediğimiz olgu gelişmeyecekti. Sorgulayan ve nedenini araştıran yeni nesiller yetiştirmek öncelikle ailelerin görevidir. Öocuklarımıza emirler verirken onları karşımıza oturtup nedenlerini de açıklamak gerekir.

 

 

Kadınlar Venüs erkekler marstan geldi

Kadın ve erkeğin sadece dış görünüş değil ruhsal olarak da birbirlerinden farklı olduğu gerçeği kadın ve erkeğin birbirini anlamaması sonucunu doğurmaktadır.

Bir kadının söylediği sözler kalbinden geçenleri direkt olarak anlatmasa da hal ve hareketleri kadını  ele verir. Bir kadının erkeğinden beklentisi öyle çok anlaşılmaz zor şeyler değildir. Kadın her zaman kendini her koşulda koruyacak bir liman arar. Başı her sıkıştığında kollarında rahatlayabileceği erkeği bulan kadınların diğer kadınlara göre daha mutlu olduğu her halinden belli olur.kadının beklentisini onu kollayıp koruyan bir erkek iken, erkek her zaman kendisine muhtaç bir kadın ister.

Erkek gibi erkek olan fakat kadınına süt dökmüş aslan gibi davranan erkekler ile maçolukta sınır tanımayan kadınını anlamamakta direnen erkeler arasında  dağlar kadar fark vardır. Maço erkeler bazı durumlarda tercih edilirken, bazı durumlarda kadına itici gelir.

Sanıldığının aksine kadın cebi dolu, para hesabı yapmayan erkek değil onun özgürlüklerini kısıtlamadan her an yanında hissi veren, gönlü zengin erkek arar. Öyleyse zengin erkekler neden hep çıtırları kapıyor diyeceksiniz. Çünkü bazı kadınların zengin sevdiği, bazı kadınların güce taptığı doğrudur fakat bu ilişkiler her zaman kısa sürmeye mahkumdur. Kadın dilinden anlamayan erkeğin cebi bir yere kadar idare eder. Yüreği dolu erkek cebi dolu erkekten daha makbuldur.

Kadın bir erkeğe aramızda yaş farkı olmasaydı seni severdim dediğimde erkek bunu nasıl anlar? Bir kısım erkek ah daha genç olsaydım derken, bir kısmı da  babası yaşındaki kıza sarktığı için pişman olur. Kadının söylemek istediği de tam olarak budur aslında bunu anlayan erkelerin sayısı o kadar azdır ki,

Çıkma teklifinde bulunduğunuz kız size işlerim çok yoğun hiç vaktim yok derken, sizi beğenmediğini üstü kapalı bir şekilde kalp kırmadan söylemeye çalışıyor demektir. Çünkü kadının sevdiği erkeğe ayıracak vakti her zaman vardır. Kadın sevdiğini el üstünde tutar ve ona bağlanır.

Aynı şekilde erkeklerin de karşısındaki kırmamak için kıvırdığı cümleler vardır;

erkek ne söyler: “seni üzmek istemiyorum!”

anlamamız gereken, seni asla üzmek istemesem de üzeceğim ve bunun sorumluluğunu da almayacağım. seni ve ilişkimizi nasıl etkileyeceğini düşünmeden hareket ediyorum çünkü sadece kendimi düşünüyorum. sonuçlarının ne olacağını umursamadan şu an ne elde edebilirim ona bakıyorum. seni neyin üzdüğünü, neyin sana acı verdiğini anlamıyorum o yüzden bu davranışlarıma devam edeceğim.

Peki biz ne anlarız, beni üzmek istemiyor çünkü beni önemsiyor.Beni üzse de bunu istemeden yapacağı için onu affedeceğim. Daha pek çok yanlış anlamadan bahsedilebilir.

Erkeklerin marstan kadınların venüsten geldiği dünyamızda yüzyıllardır bir türlü aynı noktada birleşip anlaşamayan kadın ve erkek konusu daha çok su götürür. Kadınların en iyi anlaştığı canlılar kedilerden sonra yine kadınlardır. Hatta trans kadınların yani travestilerin kadınlık algıları daha fazla geliştiğinden bir kadını en iyi anlayan kişilerin onlar olduğunu söyleyebiliriz. Trans bireylerin algısı neden daha gelişkendir konusuna henüz cevap verecek teknoloji gelişmediğinden bu konu muallakta kamıştır.

Öylesine düz mantığa sahiptir ki bizim erkeklerimiz öylesine kolaydırlar ki kadınların onlara pabucu ters giydirmeleri bu sebepten de gayet normaldir. Erkekler olanı söyler kadınlar ise olmuş olani, o an olanı ve ne olacağını anlar. Kadınların anlama yeteneğinin erkeklerden daha gelişmiş olmasını ise sadece yaradılış diye tanımlarız. Kısacası kadının sezgileriyle yarışamayan erkekler her zaman kadınların bir adım gerisinde kalmak zorundadır. Kadınları anlama el kitaplarını girdiğiniz her kitapçıda rahatlıkla bulabilirsiniz fakat ne kadarını tatbik edebilirsiniz o siz erkeklere kalmış.

 

Dünyada cenneti bulmak

İnsanın varoluş tarihinden itibaren bir yaradana inanma ihtiyacı vardır. Bu yüzden dünyaya gelen ilk insandan itibaren iyiliğin ve kötülüğün karşılığı bulunmaktadır.
Bu dünyada yapılan iyilik ve kötülüklerin toplamının bizi hangi yöne sevk edeceğini bilerek cennet hayali kurarız. oysa bu dünyada cenneti bulanlar zaten öbür dünya da yerlerini hazırlamaktadırlar. İnsanın insanı sevmesi, güzel ahlaklı olması, bilerek ve isteyerek hiç bir canlıya zarar vermemesi gibi üstün özellikler hayatımızı mutluluk ve huzur içinde geçirmemizin ilk kuralıdır. Cennet ve cehennem kavramı soyut kavramlar olarak görülse de yapılan her eylemin bir karşılığı olması gerektiğini savunanlardanım.
Aile içinde huzuru yakalamış, başkalarının malına göz dikmeyen, aza kanaat etmeyi bilen insanlara cenneti sorduğunuzda benim cennetim evimin kapısının önünde cevabını verirler. Gerçekten de bu insanlar cenneti yaşadıkları ortamda bulmayı becermişlerdir.
Yaradanın insanlara bahşettiği güzel huylar sayesinde bu dünyada cenneti yaşamak mümkündür. Bir insanın başka bir insanı sevmesi onunla mutlu bir hayat kurması ve mutluluğun çocuk ile taçlandırılmasından daha güzel ne olabilir? Hele bir de sağlığımız yerinde ise bizden daha mutlu kimse olamaz. Mutluluk kişi isterse yakalanması en kolay duygudur.
Mutluluğa açılan yol annelerimizin dizinin dibinden geçer. cennet anaların ayakları altındadır diyen hadis_ i şerif annelerimize sayğı duymamızı gerektirir. Çünkü anneler daha rahimlerine düştüğümüz ilk andan itibaren bizler için pek çok fedakarlık yaparlar. Bu dünyada hiç bir insanın diğerine yapamayacağı kadar güzelliği sadece bizim için yapan annelerimizin kucağı bu dünyada ki cennetimizdir. Babalarımızın kıymetini unutmak onlara haksızlık yapmak istemem baba doğruyu ve yanlışı öğrendiğimiz hayat okulunun kapısıdır. Babalarımız, atalarımız sayesinde bugünkü kimliklerimize sahip oluruz. Bizi biz yapan temel özellik 64 kuşak boyunca atalarımızdan bize aktarılmış olan genlerdir.
Cebinde parası olmadığı için dünyanın güzel yerlerini gezemeyen bir kişi cennet bu dünyada ama ben göremiyorum diye düşünebilir oysa yağmur sonrası sokağa çıkıp, sadece havadaki kokuyu alsa, etraftaki ağaçlara, çiçeklere, böceklere baksa cennet için o kadar uzaklara gitmesi gerekmediğini anlayacak, maalesef doyumsuz insanlar etraflarındaki güzellikleri farketmek yerine eksikliklerle dövünmeyi marifet sayarlar.
Neden daha güzel değilim, neden çok param yok, neden sevilmiyorum diye sürekli negatif düşüncelere sahip olan kişilerin bu dünyada cenneti görmek için gözleri kapalıdır. Kalplerini mühürleyen bu körlük ne olursa olsun onları öbür dünyada da cennetten uzaklaştıracaktır.
Dünyaya geliş amacımızın daha zengin olmak değil, yaradanın farkına varmak olması gerektiğini anlayan birbirini seven insanlar, bu dünyada kimseyi hor görmeden yaşamanın kardeşlik duygusunun önemini vurgulamaktadırlar.
İçimizde yaradılış gereği bize benzemeyen farklılıklar elbette vardır var olmaya da devam edecektir. Bazılarımız eşcinsel, travesti ,bazılarımız engelli, bazılarımız ise akıldan yoksun bir şekilde dünyaya gelsekte özünde her kesin eşit olduğu gerçeği unutulmamalıdır.
Güzel bir doğa yürüyüşünden sonra içimize çektiğimiz her nefes bize cennetin kokusunu getirecektir. Bu dünyada hurimiz eşimiz, mutluluğumuz çocuklarımız olduğu sürece cennet zaten içinde yaşadığımız yer olacaktır.

 

Şarkıların dili

Seyahate çıkmak benim için bir işkencedir. Uzun süren yolculuklardan bunaldığım zaman cd çalarımı çantamdan çıkarıp, daha önceden içine yüklediğim müzikleri dinlemeye başlarım.

Karışık eserlerden oluşan albümün ilk parçası Aşık Veysel’den uzun ince bir yoldayım ile başlar, sanat müziğinin ölümsüz eserlerinden devam ederken , ben hülyalara dalar geçmişimi, bugünümü düşünürüm. Yaşadığım yıllar boyunca yaptığım hatalar, güzel anlarım, çelişkilerim, kararlarım film şeridi gibi önümden geçer. Bazen dinlediğim şarkıda kaybolur, bazen şarkıyla kendime gelirim. Ara sıra gözlerimi kapatıp, uyuklarken rüyalar görürüm.

“Hayat bazen tatlıdır, sevenler kanatlıdır” parçası başladığında kendi kendime senin hayatının en tatlı kısmı neresiydi diye sordum. Pek çok insan gibi çocukluk yıllarımda yaşadıklarımın ağzıma şeker tadı bıraktığını anımsadım. Hatıralarımızın en güzel çağı çocukluğumuz koşup oynamak ve mızıkçılık yapmaya geçirdiğimiz o kısa zaman yıllar geçse de belleklerimizden silinmez.

Çocukluk insanın sorumluluk almadan çoğunlukla sonunu düşünmeden yaptığı eylemlerle doludur. Onu bu kadar tatlı kılan da bu olsa gerek. Başınız her sıkıştığında evinizin sıcak atmosferinde sorunlarınızı unutur gideriz. Anne baba şefkati bir de kardeşleriniz varsa onlarla geçirilen hoş zamanlar size küçük sıkıntılarınızı unutturur. Çocukluk yılarını ailesiyle geçirmiş biri için en tatlı anlar dediğimiz bu yıllar ailesini kaybetmiş yetiştirme yurtlarında soğuk odalarda büyümüş kimsesiz bir çocuk için acı hatıralar olarak hatırlansa da  onlara  uzatılan devletin sıcak eli önlerine sunulan fırsatlarla özellikle sivil toplum kuruluşlarının çabası sayesinde kimsesizliklerini terk edilmişliklerini, dünyanın kötü yanlarını unutmalarını sağlayacak bambaşka bir dünyanın kapısını açar.

Yetiştirme yurdunda büyüyen bir genç kız yaşadığı sorunları anlatırken gözyaşlarını tutamıyordu. 18 yaşına geldiğinde ayrılmak zorunda kaldığı bu yurtlara ne olur beni geri alın çağrısı yaparken, devlete duyduğu minneti dile getiriyor. Gerçek hayatın acımasız yüzüyle tanıştığında yıkıldığını anlatıyordu.  Gerçek hayatın acımasız yüzü bu genç kızımızın yüzüne bir tokat gibi çarpmış yurtlarda ona öğretilmeyen kötülükle karşı karşıya kalmıştı.

Cinsel istismar  herkesin her yaşta karşısına çıkabilecek utanç verici bir meseledir. Kadınların bir işyerinde çalışırken patronları ve erkek çalışanlar tarafından tacize uğraması günümüzde normal kabul edilmektedir. Erkeklerin de bazen tacize uğradığı iddiasını gazete manşetlerinde okumuşsunuzdur. Özellikle çocuklarımız yaşadıkları bu durumu adlandıramazlar ve psikolojik çöküntü yakarlar.

Hiç kimsenin yaşamaması gereken bu durumu eşcinsel, travesti, çift cinsiyetli olan bireyler  sürekli yaşamakta cinsel tacizin boyutları bazen tecavüze kadar uzamaktadır. Toplum tarafından 2. Sınıf insan muamelesi gören sorunları göz ardı edilen bu kardeşlerimiz de tıpkı kimsesiz çocuklar gibi yaşadıklarını içlerine atmakta kimseden yardım alamamaktadır.  Tecavüz ya da cinsel istismar denilerek hafife alınan  bu mesele telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Hayatın tatlı yönlerini sorduğunuzda cevap veremeyen bu kardeşlerimizin müzik arşivi arabesk parçalarla doludur. Kendi hayatlarına saygı gösterilmesinden başka bir talepleri olmayan bu kardeşlerimizin işyerinde tacize uğrayan kadın ve erkekler, ensest ilişkiye zorlanan bizim çocuklarımızdan ne farkı var. Onlara yardım etmek hayatlarında hatırlayacakları tatlı anları oluşturmak için el ele verip çalışmalıyız. Şarkıların bir dili olsaydı bozuk plak misali aynı yerde takılıp kalırdı.

Saygı Sevgiden Üstündür

Ağzımızdan çıkan her kelimenin bir önemi vardır diyor travesti İclal.

Bazen ağzımızdan çıkan kelimeleri kulağımız duymaz. Sevdiklerimizin kalbini yok yere kırarız. Bazen de bile isteye karşımızdaki üzecek sözleri bulup söyleriz. Oysa kırılan kalbin tamiri sanıldığı kadar kolay değildir. Bir vazoyu yanlışlıkla düşürüp kırdığımızda vazo bize alınmayabilir oysa karşımızdaki insan söylediğimiz sözlerden dolayı kırılabilir.

Ömrümüz boyunca kendimize edindiğimiz dostlarımız gibi düşmanlarımız da vardır. Zayıf yönlerimizi ortaya çıkarmamızı bekleyen düşmanlarımız öyle iyi gizlenirler ki, çoğu zaman onların düşmanımız olduğunu fark etmeyiz. En küçük hatamızda bizi kolayca harcayabilecek buinsanlar bazen en yakınımızdadır.

Lafı gediğine koymak deyimini oldum olası sevmem, patavatsız ve hırpani gelir bana, söz o kadar değerlidir ki nerede, kime ne söylediğimizi her zaman tartmalıyız. Aklımızdan geçirdiğimiz her cümleyi karşımızdakine öylece söyleyiverirsek kırdığımız kalplerin haddi hesabı olmaz. İnsanın en güvenli limanı her zaman ailesidir, ailemizin içindeki fertlere davranışlarımızda ve konuşmalarımızda özen göstermeliyiz. Çocuklarımız kendilerine biz büyüklerini örnek aldıklarından özellikle onların yanında küfür içeren, kırıcı sözleri birbirimize kullanmamalıyız. Herkese karşı saygılı olmak en büyük meziyettir.

Evliliğin temeli sevgi sanılır oysa evliliğin gerçek dayanağı saygıdır. Eskiden yapılan görücü usulü evliliklerde boşanmaların az olmasının nedeni çiftlerin birbirine duydukları saygıdan kaynaklanmaktadır. Birbirlerini hiç tanımadan evlenen bu insanlar yarım asır boyunca saygı sayesinde ayakta durmuşlardır.

En küçük toplum birimi olarak kabul edilen ailede öğrenilen davranış biçimleri yaşamımızı şekillendirip, nasıl bir insan olacağımıza karar verir. Toplumlar bu küçük ailelerin birleşmesiyle oluştuğuna göre birbirine saygılı, ölçülü insanlar olmanın temeli ailede atılır. Kutsal bir müessese olan aile kavramı sağlam temellere oturtulmalıdır.

İnsanları sınıfsal ayrıma tutmak, engelli ile engelsiz insan arasında ayrım yapmak kadar yanlıştır. Birbirimizi sevip saymak için insan olduğumuzu unutmamalıyız.  Dünya üzerinde yaşayan ilk insandan beri çift kavramı vardır. Çiftler halinde yaratılan insanlar birbirlerine saygı duymazlarsa insanlık yok olmaya mecburdur.

Beni en çok üzen ise kardeş olduğumuzu unutup yaptıgımız hatalardır, kimmiz çirkin, kimmiz güzel yaratılmış olabilir. Kimi akıllı, Kimi daha az zeki de olabilir; kadını erkekten, gencin, yaşlıdan, travesti’nin, lezbiyenden farklı olmadığı bir dünya için tek yapmamız gereken birbirimizi sevmesek bile, saygı duymaktır. Karşımızdakini boş yere kırmak, kötü sözlerle onları incitmek, bizi insan olmaktan uzaklaştırır. Ne diyor Orhan abimiz; daha güzel bir dünya için, kardeşlik için, güzellik için batsın bu dünya… her zaman sevilen saygı duyulan birileri olmak bizlerin elinde, bu dünyada ne ekerseniz onu biçersiniz.

Aslan Parçası

Çocukluğumda en sevdiğim sözdü benim aslan parçam.. Babamla her hafta sonu gittiğimiz maçlarda stadyum önünde uzun kuyruklarda bekler stada girdiğimizde ise deli gibi tezahürat yapardık. Ailem koyu bir Galatasaray taraftarı olduğu için üzerimde her zaman annemin pazardan aldığı sarı-kırmızı bir formayla maçlara giderdim.

Kocaman adamlar bir topun peşinde koşan 22 adama bazen küfür ederken,  bazen göklere çıkarırlardı. Gerçeği söylemem gerekirse benim bu stadyumda olmamın tek sebebi babamı mutlu etmekti. Futbol maçlarından anladığımı iddia etmem aptallık olur.

Anlam veremediğim ise seyrettiğimiz maçı bütün gece anlatan programları tekrar tekrar  izlemek zorunda kalmamdı. Babamın benim aslan oğlum, aslan parçam sözleri olmasa maça gitmek istemediğimi söylemem daha kolay olacaktı.

Ergenlik dönemine girdiğim yıllarda bazen bir bahane bulur maçtan yırtmaya çalışırdım fakat nafile uğraşlarım hiçbir işe yaramaz ve kendimi yine o küfürbaz adamlarla 22 adamın top peşinde koşmasını izlerken buluırdum.

Bir gün annemin -bey yeter artık bu çocuğu maça götürdüğün bırak biraz da bana ev işlerinde yardım etsin dediğinde babam köpürmüş, ateş çıkan gözleriyle o bir erkek çocuğu ne işi var ev işleriyle diye bağırarak annemi azarlamıştı. Evet doğuştan bir erkek çocuğu olduğum doğruydu ama ben annemle vakit geçirmekten her zaman zevk almışımdır. En sevdiğim uğraşlar ise komşu kadınlarla günlere gitmek, yemek tarifleri almak, dedikodu yapmak hatta mahallemize ara sıra gelen kadınlar matinesi ne gidip kurtlarımı dökmek ayrı bir zevkti.

Babamın gözüne girmek kaygısıyla erkek olmaya çalışmam boşuna bir uğraştı çünkü ben her zaman kendimi bir kız çocuğu saflığıyla seven annemin sesine aşıktım. Okul yıllarımda arkadaşlarımın kızlardan oluşması babamın bizim oğlan çapkın olacak demesine neden olurken annem durumumu çoktan anlamıştı.

Çift cinsiyetle doğan her çocuk gibi benim de içimde fırtınalar koparken etrafa belli etmeme çabası her geçen gün zorlaşıyor, tercihim düpedüz ortaya çıkıyordu.  Babamın zamanla benden uzaklaşmasına yol açan bu durumum karşısında eziliyordum.

İstanbul’un arka sokaklarında gezerken tanıştığım bir travesti arkadaş aman boş ver aileni sen hangi cinsiyetle gezmek istiyorsan o  ol, hayat senin hayatın dediğinde kendime bir söz verdim.  Evde kimsenin olmadığı bir saatte eşyalarımı topladım, yanıma aldığım eşyalar arasında eski cinsiyetimi bana hatırlatacak olan sadece artık solmaya yüz tutmuş Galatasaray formamdı.

Şimdi benim gibi travesti olan 4 arkadaşla birlikte bir evde yaşıyoruz.  Bazen televizyonda bir Galatasaray   maçını soluk formam kucağımda izlerken babamın bakışlarını ve benim aslan oğlum diyen sözlerini  duyuyorum .  Arkadaşlarım bu halime bir anlam veremese de ben içimde kaybettiğim babamın hatırasını yaşatıyorum.   Babamdan sonra bana aslan parçası diyen olmamıştı fakat her Galatasaray maçında televizyon karşısına geçip deli gibi aslan parçaları diye bağırman geçmişime duyduğum özlemin bir parçasıydı. Beni olduğum gibi kabul edecek olsalardı ömrümün sonuna kadar o aptal maçlarda sırf babamın gülen gözlerini görmek için aslan parçaları diye bağırabilirdim.